21 Eylül 2014 Pazar

5 Ekim 1571 İnebahtı’dan, 9 Ekim 2013 Yargıtay Balyoz Kararına

Description: IMG_0131 


Mavi Vatan
Amiral Cem Gürdeniz
5 Ekim 1571 İnebahtı’dan, 9 Ekim 2013 Yargıtay Balyoz Kararına
İspanyol devlet adamı Juan Latino, Osmanlı Donanmasının Akdeniz’de hüküm sürdüğü 16’ıncı yüzyılın ortasında şöyle haykırıyordu:[1]

“Tanrım, Türklerin uğursuz gemilerini yok etmemize yardım et. Onları cesaretimiz ve kehanet ile yenelim. İspanya senin aziz adına savaşıyor.”

İnebahtı Yenilgisi. Latino’nun arzusu, 7 Ekim 1571 günü İyon Denizinde gerçekleşti. Kıbrıs’ın kaybı sonrasında Venedik, İspanya, Cenova, Papalık ve Malta güçlerinin Osmanlı Donanmasına karşı İnebahtı (Lepanto) limanı dışında kazandıkları savaş dört saat sürdü.  Türk tarafının 30.000 denizcisini kaybettiği bu savaş, tarihin en kanlı deniz çatışmalarından biri oldu. Bazı tarihçiler bu savaşı daha sonradan “Doğu’nun Trafalgar’ı” diye tanımladı. Bugün Venedik şehrinin San Marco Meydanı yakınında bulunan “San Andrea Kalesi”nin tepesinde hala “Büyük Zafer” yazan bir plaket vardır. Büyük Zafer İnebahtı’dır. Bu yenilgimiz önemli sonuçlar yarattı. En önemlisi Türk deniz gücünün yenilmezlik efsanesi son bulmuştu. Bu savaştan sonra Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa çok kısa süre içinde Tersane-i Amire’de 150 kadırga yaptırmış olsa da, bir daha Türk deniz gücü, Akdeniz’de eski etkinliğine 21’nci yüzyıl başına kadar kavuşamadı. İnebahtı’da asıl kaybedilen nitelikli denizci insan gücüydü. Bu savaş sonrası denizci bir ulus olan Venedikliler, denizlerdeki üstünlüğün gemilerden çok insanlara bağlı olduğunu bir kez daha ispat etmişlerdi. Venedikliler, Papa’nın kapıldığı dehşete aldırmadan, denizdeki sorumlu komutanları Amiral Venier’e, acilen erişimi dahilindeki tüm yetenekli Türk denizcileri gizlice ve en uygun şekilde öldürme emri verdiler.[2] İspanya’dan da aynı şeyi yapmasını rica ettiler. Bu tür önlemlerle Türk’ün denizlerdeki üstünlüğünün etkili ve kalıcı şekilde kırılacağını umuyorlardı. Onlara göre Osmanlıların denize dair meselelerdeki üstünlüğü artık mantıken sönmüştü.[3]

Önce denizci insan gücü. Bir deniz gücünü oluşturan iki temel yapı vardır. Bunların ilki kuvvet yapısı yani gemiler; diğeri de komuta yapısıdır. Komuta yapısı sadece amirallerden oluşmaz. Birlik ve gemi komutanları da bu yapının temel unsurlarıdır. Komuta yapısının özü nitelikli insan gücüdür. Yani amiraller, donanma, filo, birlik ve gemi komutanları. Komuta ve kuvvet yapısı birbirini tamamlar. Bir İngiliz Amiralinin yüzyıllar önce söylediği bir söz vardır. Der ki “Siz karacılar adamları silahlarla donatırsınız (You arm the men), biz denizciler silahları adamlarla donatırız (We man the arms).”
19’uncu yüzyıl sonunda Alman İmparatorluğunu deniz uygarlığına yönlendiren, Kayzer II’nci Wilhelm 1897 yılında şöyle söylüyordu:
“Bir denizci devletin gemici yetiştirebilmesi büyük bir donanma teşkil etmesinden güçtür. Çünkü devlet gerek görünce bir kaç donanma alabilir. Fakat kendisine lazım olan binlerce becerikli gemiciyi alamaz. Bunun için gemici yetiştirmeliyiz.”
CIA’nın gölge düşünce kuruluşu STRATFOR’un başkanı Amerikalı Stratejist George Friedman 2011 yılında yazdığı Gelecek On Yıl isimli kitabında  aynı konuda bakın ne diyor:[4]
 “Bir donanma gücü oluşturmak, gerekli teknolojiyi üretmek için değil, ama iyi Amiraller ortaya çıkaran birikmiş bir tecrübenin devredilmesi gerektiği için, nesiller alır”.
Rakip Türk Deniz Kuvvetleri. Bahreyn/Manama’daki ABD Deniz Kuvvetleri Beşinci Donanma bağlısı CMFC (Birleşik Deniz Kuvvetleri) Komutanı, Koramiral S. Gortny 2008 yılının Kasım ayı içinde, Somali açıklarındaki deniz haydutluğu ile mücadeleye katkı sağlayacak Türk savaş gemileri ile ilgili bir toplantıda heyetimizin  başkanı Tuğamiral Cem Çakmak’a ne diyor:
Artık Türk Deniz Kuvvetleri, Amerikan Donanmasına bir rakip haline gelmiştir.”
 İyi denizcileri Türklere yok ettirmek.  9 Ekim 2013 Yargıtay Balyoz kararı sonunda 33’ü Amiral 134 denizcinin, ağır hapis cezaları onaylandı. Rekor denizcilerindi. Sahte dijital delillere dayalı Balyoz tertibinde gerçek olan ve suç teşkil etmediği halde yandaş medyanın diline pelesenk ettiği 1’inci Ordu Seminerine hiç biri katılmamıştı. 41 havacı, 37 karacı ve 25 jandarma general/subayının yanında, doğası gereği darbe yapamayacak denizcilerin 134 kişi ile rekor kırması tek bir cümle ile açıklanabilir.  İyi denizcileri yok etmek. Eğer Balyoz tertibi olmasaydı bugün 134 denizcinin 123’ü görevinin başında ya gemisinde ya da birliğindeydi. Balyoz‘da tasfiye edilen 134 amiral ve deniz subayı dışında kabaca 300’e yakın en iyi denizcimizin de Ergenekon, Kafes, Poyrazköy, Askeri Casusluk tertipleri ile mahkeme koridorları ve hapishanelerde tutsak alındıklarını bir kez daha hatırlatalım.  
              Savaş gemisi bilgi, tecrübe, liderlik ve teknolojinin sentezi ile yönetilir. Bir firkateyne kumanda edebilecek gemi komutanı 15 yılda, komodor 20 yılda, amiral ise 25 yılda yetişmektedir. 33’ü amiral, çoğu seçkin komodor, birlik ve gemi komutanı 134 denizciyi sahte deliller marifeti ile tasfiye edenler, Haçlı Donanmasının 7 Ekim 1571 İnebahtı zaferinin yanındaki yerlerini deniz tarihimizde şimdiden almıştır.  




[1] Kumrular, Özlem, Türk Korkusu, Doğan Kitap, 2008, Sayfa 99.
[2] Lesure, M. , Lépan , La Crise de L’empire Ottoman, Paris,  1972, Sayfa 7.
[3] Crowley, Roger, İmparatorların Denizi, Akdeniz, April Yayınları, Ankara, 2008, Sayfa 393.

[4] Friedman, George, Gelecek On Yıl, Pegasus Yayınları, 2011, Sayfa.233.

Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesinde, 18 Kasım’lar

Description: IMG_0131 


Mavi Vatan
Amiral Cem Gürdeniz
  Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesinde, 18 Kasım’lar
            Yarın 18 Kasım. Deniz Harp Okulu ve Lisesi’nin kuruluş yıldönümü ve bahriyelilerin buluşma günü.  Ülkemizde her köklü lise veya üniversite/yüksekokulun buluşma günleri vardır. Çoğunlukla pilav günü olarak tanımlanır. Pilav günleri genelde bahar aylarında öğretim döneminin son haftalarında düzenlenir. Eski mezunlar çok sevdikleri okullarına giderek gençlik günlerine duydukları özlemi giderirler. 1773 yılında kurulan Deniz Harp Okulu, 1936 yılından bu yana kendi buluşma gününü –bildiğim kadarıyla- kışın düzenleyen yegâne okuldur. 2001 yılına kadar Heybeliada’da icra edilen buluşma günleri, daha sonra Tuzla-Heybeliada sırası ile uygulandı.  
18 Kasım nereden geliyor? Okulun 1773 yılında Sultan III. Mustafa tarafından Fransız mühendis Baron de Tott’a kurdurulduğu, Tott’un hatıratından ortaya çıkarıldı. Ancak bu hatıratta hangi gün kurulduğu açıklanmamıştı. Daha sonra aynı yıllarda İstanbul’da yaşayan Venedikli rahip L’Abbé Toderini’nin hatıratında da 1773’e vurgu yapıldığından,  bu yıl esas kabul edildi. Diğer taraftan III. Mustafa sonrası sultan olan I. Abdülhamit’in, Kaptan-ı Deryası Küçük Hüseyin Paşa’nın 26 Ocak 1797 tarihli bir evrakında, okulun 18 Kasım 1776 tarihinde kurulduğuna dair bir başka bilgi de söz konusudur. Ünlü deniz tarihçimiz Haydar Alpagut da bu tarihe vurgu yaparak “Denizde Türkler” isimli eserinde okulun kuruluş tarihini 18 Kasım 1776 olarak vermiştir. İşte 18 Kasım tarihi de 1936 yılında Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral Ertuğrul Ertuğrul tarafından buluşma günü olarak kabul edilmiş ve uygulanmaya başlanmıştır.
            18 Kasım törenleri her sene büyük coşku ile kutlanır. 1936 yılından bu yana hiç ara vermeden icra edilen bu özel günde, Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesinden mezun olmuş tüm muvazzaf, emekli, müstafi ve okuldan çeşitli nedenlerle ayrılmış, yurt içi ve yurt dışında yaşayan personel Kabataş,  Kadıköy ve Bostancı’dan kalkan özel vapurlar ile Heybeliada/Tuzla’ya gelirler. Vapurlardan inen personel ön bahçede kaynaşmaya başlar. Okul boru trampet takımı ve öğrenci alayı resmigeçit yaparak Deniz Kuvvetleri Komutanını ve gelen misafirleri selamlar.
            Daha sonra sinema salonunda dönemin Kuvvet Komutanı bir yıllık icraatını anlatır. Okul öğrencilerinin hazırladığı sunumlar icra edilir. Sonra, en eski mezun, tüm mezunlar adına bir konuşma yapar. Bunu sağlık, ikmal ve kemer nöbetçilerinin[1] devir teslim töreni izler. Daha sonra herkes ön bahçede öğle yemeği için tabura (karacıların içtima dediği) geçer. Bu tabur törenin en güzel anıdır. Herkes kendi sınıfı ile buluşur. Birbirini yıllardır görmeyen arkadaşlar kucaklaşır. Kısa sürede eski günler yad edilir. Nostaljinin akıntısında herkes yaşını unutur. Ast ve üst sınıflar birbirleriyle çocuklar gibi şakalaşır, birbirlerine okuldaki lakapları ile hitap edenler, üst sınıflara taktıkları lakapları 50 yıl öncesindeki gibi muziplik içinde söyleyenler, sanki zamanı durdurmak istercesine “carpe diem” fırtınası yaşarlar.
            Öğle yemeğinde her masaya sekiz emekli, iki öğrenci düşer. Bu yemekte emekliler eski günleri anlatır. Gençler de ömürlerini vakfedecekleri Bahriye kurumunun sosyokültürel gücünü bu yaştan itibaren yaşama olanağı bulurlar. Yemek sonrası spor salonlarında, kayıkhanede spor gösterileri yapılır, yüzme, yelken ve kürek yarışları tertiplenir. Limanda demirli olan savaş gemilerine gezi tertiplenir. Akşam özel vapurla misafirler mendirek üzerinde çimariva[2] yapılarak uğurlanır.

            18 Kasım’ların insan tabloları. Burada üç tip insan tablosu ortaya çıkar. Birinci tip, yanına arı kovanı gibi her sınıftan insan çekenlerdir. Bunlar rütbeleri ne olursa olsun, hem okul, hem de Bahriye’deki yaşantıları ile lider olmuş, hem gemi hem de kara görevlerinde kişilik bütünlüğünü koruyabilmiş, geçmişi ile hesaplaşmasını ast ve üstlerinin kalbinde ve aklında tertemiz kapatabilmiş şahsiyetlerdir.
            İkinci tip, yanına kimsenin gitmediği, uzak durduğu kişilerdir. Bu tiplerin, okulda olmasa dahi mutlaka meslek hayatlarında kişilik gelgitleri olmuş ya da geçmişleri ile hesaplaşmayı temiz dosya ile kapatamamışlardır. Bu şahsiyetler, kuvvet komutanlığı dahil en üst rütbe ve makama gelmiş olsalar bile, Bahriye Camiasının, gücünü tarihinden ve geleneklerinden alan hassas adalet terazisinde ve gönüllerde mahkûm olmuşlardır.
            Onların “Poyraz Sicili[3] bir defa verilmiştir. Bu sicilin temyizi olmaz. O nedenle bu tipler 18 Kasımlara bir daha gelemezler ve üçüncü tipi ortaya çıkarırlar. “18 Kasım’ı ancak evinden izleyenler.”
            Tertip davalar sonrası yeni insan tabloları. Şüphesiz bazılarının sessiz devrim dediği Türkiye’nin parçalanma ve din devletine dönüştürülmesi sürecinde en büyük yarayı alan Deniz Kuvvetlerinin tertip davalar ile sahte delil ve iftiralar ile tasfiye edilen 40 Amiral ve 400 denizcisi, 18 Kasımların şeref konuğu olacaklardır. Yeminlerine, Atatürk’e ve Cumhuriyet Donanması ruhuna sadık kalan bu seçkin denizciler, sonsuza kadar sınıflar üstü bir konumda kalacaktır. Şüphesiz denizcilerin yaşadığı bu fırtınalı dönemde gemi arkadaşlarını sırtından bıçaklayan hainler kadar, yaşanan adaletsizlik ve zulüm karşısında onlara destek vermeyen, kayıtsız ve sessiz kalan, onurlu bir duruş sergileyemeyen, güce boyun eğip fırsatçılıkla hak etmedikleri mevki ve rütbeleri çalanlar, ölene kadar 18 Kasımlarda acı çekmeye ya da üçüncü tip olmaya devam edeceklerdir.
Cumhuriyet ve Mustafa Kemal’e gönül veren tüm bahriyelilerin 18 Kasım’ını, Silivri ve diğer esir kamplarındaki bahriyeliler ile birlikte candan kutluyorum.



[1] Kemer Nöbetçisi, Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulunda son sınıf öğrencilerinin tuttuğu bir nöbet olup,idare namına  günlük programın zamanında uygulanmasını sağlar.
[2] Çimariva: Gemici dilinde personelin gemi açık güverteleri boyunca belirli aralıkla sıralanarak şapkasını verilecek düdük komutları ile başından çıkarıp, sağ elleri ile yana açarak “sağ ol “ diye üç kez bağırmasından sonra tekrar başlarına götürüp esas duruşa geçtikleri bir denizci selam geleneği.

[3] Poyraz,  Gölcük Deniz Ana Üssünün ana rıhtımına verilen isimdir. Akan yıllar içinde Poyraz aynı zamanda Türkiye çapında rıhtımlara bağlı tüm filo ve filotilla gemilerinin bir nevi kurumsal kimliği ve donanma kamuoyu ile eş anlamlı hale gelmiştir. Poyraz sicili, deniz subayları tarafından kullanılan bir deyimdir. Bahriye camiasının bir personel hakkında, gönlünde verdiği genel değerlendirmenin ifadesidir.

Atatürk ve Türk Denizciliği

Description: IMG_0131 


Mavi Vatan
Amiral Cem Gürdeniz

Atatürk ve Türk Denizciliği

Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesinde zafere erişen Mustafa Kemal, daha sonra Batı Cephesinin tüm birliklerine“Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, ileri”, emrini verdi. Bu sadece askeri bir harekât direktifi değildi. Bu direktif aynı zamanda Anadolu’nun, denizlerle buluşmasına yönelik bir jeopolitik direktif idi. Anadolu’nun Akdeniz ve okyanuslarla olan bağlarını koparan Sevr zincirine bir başkaldırıştı. Bu, strateji dehası bir aklın dört kelime ile özetlenecek bir “weltanschauung” deklarasyonu idi. “İlk hedef” Akdeniz’di. Peki ya sonrası? Bunu da gelecek nesillere bırakıyordu. Bu görkemli zaferi başlatan askeri direktif, Cumhuriyet Donanmasının kuruluşunun da ilk adımı oldu.
Karadan denize yöneliş. Cumhuriyet Donanması’nın stratejik çerçevesini dâhilere özgü öngörüsü ve entelektüel birikimiyle Mustafa Kemal Atatürk çizerken, Anadolu’da 10 asırdır var olan karasal odaklı devlet jeopolitiğini denize çevirerek, gerek askeri alanda gerekse sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda denizi Türklerin hayatına sokmaya gayret sarf etmiştir. Kısaca deniz uygarlığına geçişin ilk adımlarını atmıştır. Belki bir denizci ya da Amiral değildi, ancak çok okuyan ve analiz yapabilen olağanüstü bir deha idi. Öyle bir deha ki, Cumhuriyet Donanmasına ilk yıllarında denizaltı tedarik ettirecek ve hatta isimlerini bile yeni Türkçe’ye uygun bir şekilde (Atılay, Saldıray; Batıray, Yıldıray) kendi seçecek kadar ileri görüşlü, donanmayı güçlü karacı mareşal ve generallere rağmen geliştirebilmek için Bahriye Bakanlığı kurduracak kadar da gerçekçi.
Bu coğrafyada donanmasız yaşayamayız. Atatürk’ün gerçekçiliği, bilimi ve aklı harmanlayan devlet adamlığı, bu coğrafyanın Donanmasızlığa tahammülü olmadığını ona yıllar önce öğretmişti. Okuduklarından ve yaşadıklarından, Osmanlı Donanmasının tüm yenilgi ve baskınlarında saraydan yetişme karacı generallerin stratejik hatalarını görebilmişti. Osmanlı Donanmasının jeopolitik bir varlık olmaktan çok, kara ordusunun destek unsuru, operatif bir unsur olarak kullanılmasının devlete verdiği zararları çok iyi anlamıştı.
Önce çekirdek bir donanma. Onun Cumhuriyet Donanmasını oluşturma ve güçlendirme refleksinde, çekirdek bir donanmanın kurulması öncelik almıştır. TCG Hamidiye Kruvazörü ile 1924 yılında yaptığı Karadeniz gezisinde geminin jurnaline yazdığı aşağıdaki cümleler, Cumhuriyetin denizlere yönelişinin ayrılmaz parçası olan strateji ve kuvvet oluşturma süreçlerinin bina edileceği, teorik alt yapıyı oluşturuyordu.
                  “Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devletinin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve kaadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir.”
Atatürk donanmanın gelişimi için sistematik bir politika izledi. Şöyle diyordu:
“Evvela çekirdek bir donanma tedarik etmekle yetinip, deniz sanayi ve ticaretimizi geliştirmeliyiz. Bundan sonra memleket sanayinden fışkıracak donanmayı yapmak da kolay olacaktır. İlk beş senede kendimizi toplayıp devrimleri yapar, ikinci beş senede dünyaya kendimizi tanıtırız. Üçüncü beş senede İngiliz kralına yurdumuzu ziyaret ettiririz.”
              Deniz uygarlığına geçme iradesi. Donanma gelişirken, sivil denizciliğimiz de 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren Kabotaj kanunu ile “Denizcilik Gücü “ boyutunda devrim yaşamıştır. Kapitülasyonlar kaldırılmış, Türk karasuları içinde yabancı firmalara olanak sağlayan yüzlerce yıllık düzenlemelere ve sömürüye “dur” denmiştir. 1 Kasım 1937 tarihinde TBMM Beşinci Dönem açış konuşmasında Denizciliğe yönelik direktifleri de onun deniz uygarlığına geçiş niyetinin açık bir ilanıydı:
                  “En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; Denizciliği Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.”
                  Bugün Atatürk’ün donanması cezalandırılıyor. Atatürk yeni Türkiye’yi denize yönlendirdi. Ancak bugün Türkiye denizci olamamıştır. Özellikle son yıllarda ülkemiz denizin aydınlatıcı ışığından uzaklaşmış ve Atatürk’ü düş kırıklığına uğratmıştır. Diğer taraftan Cumhuriyet Donanması onun denizcileşme hedefine,  her yönüyle ve büyük başarı ile erişmiştir. Bu başarının intikamı 2008 yılından itibaren içerideki işbirlikçilerin maşa olarak kullanıldığı emperyalizm destekli tertip davalar ile alınmıştır. 9 Ekim 2013 Yargıtay Balyoz kararı da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Hüküm giyen 237 kişi içinde 33’ü Amiral 134 Cumhuriyet Donanması denizcisi bulunuyor. Karar sonunda herkes şu soruyu sordu. Neden Deniz Kuvvetleri? Cevabı çok basit. Onun ilke ve devrimlerine sonuna kadar sadakat ve açık denizlerde Atlantikçilere meydan okumak.                 
Son sözü şaire bırakalım: Bir sahil kentinde doğdu./Tarihin en zor savaşlarından birini kazandı./Yaşamın en büyük mücadelesine denize açılarak girişti./ En büyük zaferini kazanırken denizi hedef gösterdi./Halk onu hep tekneden mendil sallarken, Florya Plajında yüzerken, Deniz mavisi gözleri gülerken anımsadı./ Son günlerinde en büyük isteği, Savarona yatıyla denize açılıp gönlünce gezmekti./ Ömrü yetmedi./Rüzgâr yelkenlerinizi hep doldurduğunda,         Onun bu ülkede estirdiği rüzgârları hatırlayın!


4 Kasım 2013 Pazartesi

BLACKSEAFOR Sochi kış olimpiyatlarında görevlendirilmelidir

CEM GÜRDENİZ/ BLACKSEAFOR, Sochi Kış Olimpiyatlarında görevlendirilmelidir

PDFYazdıre-Posta
Pazar, 03 Kasım 2013 05:03
cemgurdeniz
27 Eylül 2013 tarihi, Türk Deniz Kuvvetlerinin liderliğinde geliştirilen "Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR)"un fiili aktivasyonunun 12'nci doğum günüydü. Tam 12 yıl önce Gölcük'te altı Karadeniz sahildarı devlete (Türkiye, Ukrayna, Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu) ait savaş gemileri bir araya gelerek, Tuğamiral Nusret Güner komutasında BLACKSEAFOR'u oluşturmuş ve grup bir ay süre ile Karadeniz'de görev yapmıştı. Grup, 2013 yılında da iki kez aktive edildi. Bu sene ayrıca Eylül ayı içinde Türkiye ev sahipliğinde, AGİT kapsamındaki "Karadeniz'de Deniz Kuvvetleri arasında güven ve güvenlik artırıcı tedbirler antlaşması uyarınca icra edilen Karadeniz Ortaklık tatbikatına da katıldılar. Bu faaliyetler, tüm sahildarları, bir barış denizi olan Karadeniz'de bir araya getirdi. Deniz güvenliği ortamındaki işbirliği, mevcut siyasi zıtlıkları aşabildi. Örneğin Suriye siyaseti birbirine tamamen zıt rotalarda olan Türkiye ve Rusya, faaliyetlerde yan yana yer aldı.
BLACKSEAFOR'un amacı ve görevleri nedir?
1 Nisan 2001 tarihinde İstanbul'da Dışişleri Bakanları tarafından imzalanan antlaşmaya göre BLACKSEAFOR'un amacı, Deniz Kuvvetleri arasında işbirliği ve birlikte çalışılabilirliğin güçlendirilmesi suretiyle, Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler arasında dostluk, iyi ilişkiler ve karşılıklı güven ile bölgede barış ve istikrarın gelişimine katkıda bulunmaktır. BLACKSEAFOR, herhangi bir devlete ya da devletler grubuna karşı bir askeri ittifak değildir. Tüm kararların taraflarca tam oy birliği ile alındığı BLACKSEAFOR, yılda en az bir kez çağrı (on-call) kuvveti olarak aktive ediliyor(2005 yılından sonra senede iki kez aktive ediliyor). BLACKSEAFOR'un antlaşmada açıklanan temel görevleri denizde arama ve kurtarma; insani yardım; mayın karşı tedbirleri harekâtı; denizde çevre koruma; iyi niyet ziyaretleri ile tüm taraflarca kararlaştırılacak diğer görevler olarak belirlenmiştir. Bugün 12 yaşında olan BLACKSEAFOR girişimi, Soğuk Savaş döneminde karşıt paktlarda bulunan beş sahildar devlet ve Türkiye'yi askeri arenada yan yana getiren ilk girişim oldu. Bugüne kadar İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana silahlı çatışmaya sahne olmamış bir barış denizi olan Karadeniz'de bu girişim, deniz güvenliği alanında istikrarın devamına ve geliştirilmesine büyük katkı sağladı. Örneğin 8 Ağustos 2008 tarihinde başlayan Gürcistan-Rusya arasında yaşanan Güney Osetya krizinde BLACKSEAFOR, Karadeniz'de planlı faaliyetlerini icra ediyordu. Söz konusu kriz, Gürcüler ile Rusların görev grubundan çekilmesini tetiklemedi ve karada savaşan her iki taraf, BLACKSEAFOR'daki planlı faaliyetlerine devam etti.
Dünyaya örnek başarı örneği
BLACKSEAFOR, bölgesel bir girişim olarak, özellikle Asya Pasifik bölgede belirli coğrafi deniz alanları içinde güven ve güvenlik artırıcı yeni girişimlere örnek teşkil edebilecek özelliklere sahiptir. ABD, başlangıcından bu yana BLACKSEAFOR'a dahil olmak için çok gayret sarf etti. Antlaşma, sahildarlar dışındaki ülkelerin katılımına açık olsa da, kabul için altı üyenin oy birliği gerektiğinden, bunun sağlanamayacağını iyi bilen ABD hiçbir zaman resmi başvuruda bulunmadı. Diğer taraftan Rusya Federasyonu, antlaşmanın hazırlık çalışmalarına ve daha sonraki uygulamalarına üst seviyede ve geniş çapta katıldı. Türkiye ile Rusya arasındaki işbirliği BLACKSEAFOR kuruluşundan 3 yıl sonra şekillenen "Karadeniz Uyum Harekâtı" ile daha ileri boyutlara taşındı. Böylece her iki ülke operatif seviyede de deniz güvenliği alanındaki işbirliğini geliştirdi. BLACKSEAFOR antlaşmasının diplomatik ve siyasi perspektifte öne çıkan en temel özelliği, altı sahildarın her türlü kararda sahip oldukları tek oy hakkının eşit olmasıdır. Bu husus küçük bir ülkenin büyük bir ülke karşısında her türlü karar sürecinde eşit şartlarda hareket etmesi sonucunu doğuruyor. Bu veto gücü sayesinde altı sahildarın beşinin "evet" dediği bir teklif bir "hayır" la gündemden düşebiliyor.
SOCHİ Kış Olimpiyatları ve BLACKSEAFOR
2014 Kış Olimpiyat Oyunları Rusya Federasyonu ev sahipliğinde Şubat ayı içinde Doğu Karadeniz'in liman ve sayfiye şehri Sochi'de yapılacak. Şehre binlerce sporcu ile oyunları izlemeye gelecek on binler bekleniyor. Yarı kapalı bir deniz olan Karadeniz, tarihinde ilk kez bir kıyı şehrinde Olimpiyat meşalesine tanıklık edecek. Bu noktada 2004 Atina Olimpiyatlarında NATO'nun Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'de olimpiyatlar için NATO Akdeniz Daimi Deniz Görev Grubu (STANAVFORMED)'i görevlendirdiği gibi, Karadeniz sahildarları da BLACKSEAFOR'u oyunların deniz tarafı güvenliğinin sağlanmasında görevlendirebilir. BLACKSEAFOR Antlaşması, görev grubunun bir üyenin teklifi ve diğerlerinin onaylaması ile plan dışı aktive edilmesine izin veriyor. BLACKSEAFOR'un böylesine önemli bir görevde kullanımına hiçbir üyenin karşı çıkmayacağını değerlendiriyorum. SOCHİ Kış Olimpiyatlarında BLACKSEAFOR'un görev alması her bakımdan örnek bir uygulama olur. Öncelikle denizde 12 yıldır birleşerek bölgesel işbirliğini yaratan ve genişleten BLACKSEAFOR ruhu, olimpiyatların medeniyetleri ve devletleri bir araya getiren birleştirici ruhuna, katkı sağlar. Bu prestijli görev, denizlerin sınır tanımayan birleştiriciliğinin son yıllardaki en güzel örneği olan BLACKSEAFOR tarihinde de şüphesiz derin izler bırakır.