8 Aralık 2019 Pazar

Mavi Vatan’dan Trablus’taki Emanetimiz Turgut Reis’e

Description: IMG_0131 




Mavi Vatan’dan  Trablus’taki Emanetimiz Turgut Reis’e
Osmanlı Donanmasının Büyük Amirali Hızır Hayreddin Paşa (Barbaros)'un ‘’benden daha ileridir’’ dediği Turgut Reis, Garp Ocakları denizciliğinin yıldız bir lideri, korkusuz savaşçısı, Bodrum Karabağ (şimdiki Turgutreis) doğumlu, üstün vasıflı bir Türk evladı idi. Hızır Hayreddin Paşa dönemi sonrasında kısa bir dönem Osmanlı Donanmasına Kaptan-ı Derya olan, Avrupa denizcilerine Dravgut/Dragut adıyla korku salan efsane denizcimiz, Amiral olduğu halde tarih boyunca Turgut Paşa yerine Reis olarak anıldı. 23 Haziran 1565 tarihinde Malta kuşatması sırasında Saint Elmo kalesinde şehit düştü. Cenazesi en yakın silah arkadaşı Kılıç Ali Paşa tarafından Libya’nın Trablus limanına getirildi ve adına hazırlanan türbeye defnedildi.
Turgut Reis Trablus’ta Sonsuzluk Nöbetinde. Turgut Reis, ebedi istirhatgahının bulunduğu Trablus’u 15 Ağustos 1551 tarihinde Osmanlı topraklarına katmıştı. Yani bir fatih idi. Türbe 1912 yılına kadar Türk bayrağı altındaydı. İtalya Savaşının sonunda Libya’yı kaybettik. Ancak Turgutreis’i unutmadık. Devletimiz her dönem Turgutreis türbesine sahip çıktı. Son olarak 2007 yılında Deniz Kuvvetlerimizin öncülüğünde türbe ciddi ve kapsamlı bir onarımdan geçirildi.
Bahriye’nin Güzel Adeti. Diğer yandan Trablus’ta 1954 yılından itibaren çok anlamlı bir adet başlatıldı. O yılın yazında Savarona okul gemisi ile açık deniz eğitimine çıkan Deniz Harp Okulu son sınıf öğrencileri, Trablus’a yapılan liman ziyareti sırasında silahlı merasim taburu ile Türbe önünde büyük bir anma töreni icra etti. Merasim taburu daha sonra şehir merkezine gösteri yürüyüşü yaptı. Ziyaret adetimiz 1979 yılına kadar 2-3 yılda bir tekrar edildi. Ben Deniz Harp Okulu son sınıf öğrencisi olarak bu gurur verici törende 1979 Ağustosunda yerimi aldım. 1979 sonrası maalesef bu adet tekrar etmedi. Libya ile ilişkiler kötüleşti. Halbuki, 1974 Kıbrıs Barış Harekatımız esnasında en büyük desteği Libya’dan görmüştük. Harekat sonrasında 1978 yılına kadar devam eden ABD Ambargosunda Türkiye’ye karşılıksız en büyük destek yine Libya’dan Kaddafi’den gelmişti.
Dostluğa Acı Darbe. Daha acısı, 11 Şubat 2011 Balyoz tutuklamalarından kısa süre sonra emperyalizm, Libya’ya saldırdı. Fransa, İngiltere ve ABD öncülüğünde Libya vahşi bir şekilde parçalandı. Maalesef Türkiye, bu vahşi saldırıya muvazzaf amirallerinin 16’sı kumpas davadan tutuklu ve TBMM tezkeresi henüz çıkmamışken, NATO emrine 4 fırkateyn, 1 yardımcı gemi ve 1 denizaltı göndererek katıldı. Böylece tarihinde bir iç savaşa asla taraf olmayan Cumhuriyet Donanması, Fransız-İngiliz ve ABD tasarımı olan tamamen enerji kaynaklarının kontrolü odaklı Libya müdahalesinde taraf oldu. Trablus’taki kutsal emanetimiz üzerinden NATO uçakları geçti. Şehir bombalandı.
Türbe Savaşta Hasar Gördü. Gerek iç savaş, gerekse NATO müdahalesi sırasında türbe yıkılmadı, sanduka hasar görmedi, ancak dış binası ciddi hasar gördü. Bugün kapsamlı bir bakıma ihtiyaç duyduğu biliniyor. Trablus’taki Turgut Reis Türbesi, Mavi Vatanın Süleyman Şah Türbesidir.
Barbaros ve Turgutreis Buluştu. Barbaros’tan sonra en büyük denizcimiz olan Turgutreis’in ruhu, 27 Kasım 2019 Türkiye-Libya mutabakat muhtırası ile Akdeniz’deki Mavi Vatan sınırlarımızı güney batıda Türk Libya kıyıdaşlığı çerçevesinde mühürlediğimiz şu günlerde emin olun mutlu ve huzurludur. Artık Beşiktaş Meydanındaki Barbaros Hayreddin türbesi ile Trablus’taki Turgutreis türbesi;  Turgutreis’in Bodrum kıyılarındaki anavatanı ile  Trablus kıyılarındaki ebedi istirahtgahı tuzlu su ve mavi vatan üzerinden buluşmuştur.

18 Millik Sınır Emperyalizme Dur Dedi. Girit doğusunda 18,6 deniz mili uzunluğundaki ortak sınır, Mavi Vatanımıza yönelik emperyal saldırıya dur demiş, Libya’dan Yunanistan’ın gasp ettiği 39 bin km karelik bir alanın sahibine geri dönmesine neden olmuştur. Artık Libya’da hiç bir güç BM’nin tanıdığı Mutabakat Hükümetinin ülkeye kazandırdığı bu geniş alanı Yunanistan’a devretmeyecektir. Zira bu alan içinde çok zengin hidrokarbon kaynaklarının varlığı bilinmektedir. Bu şekilde Türkiye, sadece Yunanistan’ın değil AB’nin Yunanistan ve GKRY üzerinden Türkiye ve Libya’nın deniz alanlarına yönelik emperyalist tasarımlarını bozmuştur.
Uluslararası Hukuka Saygı. Kabaca 19 millik bir sınırı içeren bu anlaşma, Hakkaniyet; Coğrafyanın Üstünlüğü; Oransallık ve Kapatmama prensipleri ile tam uyum içindedir. Doğu Akdeniz’de karşılıklı kıyıları bulunan Türkiye ve Libya, hakkaniyet prensibine uygun olarak bu anlaşma ile deniz yetki alanlarını adil bir biçimde paylaşmış; coğrafyanın üstünlüğü prensibi çerçevesinde Anadolu ve Afrika ortay hattı kullanılmıştır. Dışişleri Bakanlığı 28 Kasım 2019’da Türk kıta sahanlığı/MEB sınırlandırma koordinatları haritasını net bir şekilde yayınlamıştır. Bu haritada 21 Eylül 2011 Türkiye KKTC Kıta Sahanlığı sınırlandırma anlaşması; Mısır-Türkiye ana kara arası ortay hat; 27 Kasım 2019 Türkiye - Libya KS/MEB sınırlandırma anlaşmasına referans verilmiş, sınırlandırmada Yunanistan’a ait adaların hiç birine kıta sahanlığı verilmemiştir. Bu çerçevede 1977 tarihli İngiltere-Fransa; 1983 Gine-Gine Bissau; 1982 Tunus-Libya; 1992 Kanada-Fransa Saint Pierre & Miquelon; 1999 Eritre-Yemen; 2012 Bangladeş ve Myanmar Davaları ile  2009 Romanya ile Ukrayna arasında Karadeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımına ilişkin uyuşmazlığa yönelik Uluslararası Adalet Divanı ve Hakem Mahkemeleri kararları emsal alınmıştır.
Bundan sonraki adım şüphesiz Türkiye’nin bu sınırları BM’ye deklare etmesi ve MEB ilanının gerçekleşmesidir. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin sadece Mısır ile 17 Şubat 2003 tarihli sınırlandırma anlaşmasını yaptıktan sonra 21 Mart 2003’den geçerli olmak üzere 2 Nisan 2004 tarihinde MEB ilan ettiğini hatırlatmak isterim.
Libya ve Akdeniz Kalkanı Harekatı. Artık Libya ile denizden sınırdaş olmamız, 2006 yılından bu yana etkinlikle uyguladığımız  Akdeniz Kalkanı Harekatının MEB içinde Libya ile de koordine edilmesi seçeneğini ortaya çıkarmaktadır. 27 Kasım 2019 da Libya ile Güvenlik ve Askeri işbirliği Mutabakat Muhtırası da imzalandığına göre, artık Libya’nın Pakistan ve Ürdün gibi Akdeniz Kalkanı Harekatında en azından gözlemci olarak yer alması neden sağlanmasın? Diğer yandan, Libya’da durum sakinleştikçe Deniz Harp Okulumuzun eski adetini tekrar başlatması ve Deniz Harp Okulu leventlerinin Akdeniz tarihinin bu şanlı Amiralinin türbesini her sene ziyaret etmesi, Cumhuriyet Donanması içindeki yıkılmaz Garp Ocakları ruhuna şüphesiz büyük enerji verecektir.

Bu yazımızı tüm Garp Ocakları şehitlerine saygı ve rahmetle Yahya Kemal Bayatlı’nın dizleri ile bitirelim.
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor? Barbaros, belki donanmayla seferden geliyor! Adalar'dan mı? Tunus'tan mı, Cezayir'den mi? Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi. Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor; O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?










           


5 Aralık 2019 Perşembe

Donanma Diplomasisi, Libya Mutabakatı ve Akdeniz Kalkanı Harekatı

Description: IMG_0131 




Donanma Diplomasisi, Libya Mutabakatı ve Akdeniz Kalkanı Harekatı
Tarih boyunca, savaş gemileri ve onlardan oluşan donanma, denizci devletler tarafından savaş dönemi haricinde dış politika ve güvenlik politikalarının bir aracı olarak, yani Donanma Diplomasisi, Ganbot Diplomasisi, Deniz Kuvvetleri Varlığı ya da Bayrak Gösterme rollerinde kullanılmışlardır.
Donanma Diplomasisi ve Ulusal Güç. Söz konusu kavramlar yazılı tarih  kadar eski kavramlardır. İngiliz düşünür John Stuart Mill “arkasında duracak bir donanmamız yoksa diplomasimiz bir hiçtir” demişti.  Stratejist Sir Julian Corbett’e göre donanmaların ilk vazifesi, diplomatik gayretleri desteklemek ya da engellemektir. Trafalgar kahramanı ünlü Amiral Horaito Nelson daha da ileri giderek “Sizin mürekkep ve kalemlerinizden nefret ediyorum. İngiliz savaş gemilerinden oluşan bir donanma Avrupa’nın en iyi müzakerecisidir” demişti. Sovyetler Birliğinin en uzun süreli Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürütmüş olan Amiral Gorshkov, donanmaların devletlerin savaş yeteneğinin gerçek göstergeleri olduğunu savunmuş, barış zamanı siyasi hedeflere erişmede en önemli araç olarak Donanmayı göstermişti.
Türkiye Uygulamaları. Cumhuriyet Donanması da bu rolü, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk döneminde başlamak üzere bugüne kadar etkinlikle oynamıştır. Donanma sayesinde 1936’da Boğazları geri aldık. 1974’de Kıbrıs’ta yeni bir düzen kurduk. 1975 sonrası Ege ve Doğu Akdeniz’de jeopolitik çıkarlarımızı sadece korumadık, aksine geliştirdik.
Bugün Donanmamızın dış ve güvenlik politikası aracı olarak en yaygın kullanım örneğini donanma diplomasisi ve ganbot diplomasisi alanında görüyoruz. Donanma diplomasisi gerek liman ziyaretleri gerek ortak tatbikatlar ve harekatlara iştirakler ile kendini gösterir. Örneğin Deniz Kuvvetlerimizin soğuk savaş sonrası Karadeniz’de BLACKSEAFOR ya da Karadeniz Uyumu Harekat girişimlerine sahildarları çekebilmesi  donanma diplomasisine güzel örneklerdir. Son gelişmeler ışığında Kasım 2019 başından itibaren Pakistan’ı Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumaya yönelik, 1 Mart 2006 ‘dan bu yana uygulanana Akdeniz Kalkanı Harekatına dahil edebilmek ve hatta bu harekata Ürdün’den  gözlemci getirmek çok büyük bir başarıdır. Gelecekte Hazar sahildarlarından dost, müttefik ve kardeş ülkeleri de Akdeniz Kalkanı Harekatında görmek dileğimizi hatırlatarak emeği geçenleri kutluyorum.  
Ganbot Diplomasisi ve Dış Politikamız. Diğer taraftan Donanma Diplomasisinin bir üst seviyesi olan Ganbot diplomasisinde ateş gücü kullanım niyeti açıktır. Bu uygulama, uluslararası bir sorunun kendi lehimizde sonuçlanması, ya da bu sorun nedeniyle oluşabilecek maddi veya manevi zararların geciktirilmesi için barış veya kriz samanında deniz kuvvetlerinin kısıtlı bir şekilde kullanımı veya kullanım tehdidini içerir. Tarih boyunca güçlü donanmalara sahip devletlerin en esnek dış politika ve güvenlik politikası aracı olan ganbot diplomasisi kriz ortamında zorlayıcı diplomasi aracı olarak kullanılır. Türkiye, gerek Ege, gerekse Doğu Akdeniz krizlerinde ganbot diplomasisini başarıyla yürüten bir devlet olarak öne çıkmıştır. Bugün Doğu Akdeniz deniz yetki alanları ve Kıbrıs sorunlarında sağlanan duruşun ardında uygulanan ganbot diplomasisi yatmaktadır. Bu  çerçevede Akdeniz Kalkanı Harekatı kapsamında kıta sahanlığımıza giren yabancı sismik araştırma gemileri ya da sondaj platformları saha dışına sürülmüş; Mavi Vatan ve Deniz Kurdu Serisi tatbikatlar ile donanmamızın ateş ve manevra gücü Türkiye aleyhinde ABD ve AB gücünü arkasına alan Kıbrıs Rumları ve Yunanistan merkezinde şekillenen  ittifaklar sistemine caydırma sağlayarak, meydan okumuştur. 2002 yılından günümüze kadar  15’den fazla  yabancı bayraklı gemi ya da sondaj platformunun Türk Donanması tarafından engellendiğini hatırlatayım. Bu gücü arkasına alan Dışişleri Bakanlığı kendine güvenerek BM’ye haklı tezlerimizi yere sağlam basarak deklare edebilmiş; AB ve ABD’nin akla ziyan demarş ve Türkiye karşıtı açıklamalarına anında karşılık verebilmiştir.
Libya Mutabakatı: Bir Dönüm Noktası. Bu süreçte Donanma diplomasisinin en önemli somut başarılarından birisi de  27 Kasım 2019 tarihinde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj ile imzalanan ‘’Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" dır. Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatanımızın sınırlarının tespitinde milattır. Bu başarıda en büyük pay sahibi Libya-Türkiye kıyıdaşlığı tezini ortaya koyan Amiral Cihat Yaycı’dır. Bu gelişme gerçek anlamda bir oyun değiştiricidir. Gerek Türkiye, gerek Libya ve Yunanistan cephelerinde çok önemli yeni süreçleri tetikleyecektir. AB ve ABD’den ciddi tepkiler beklenmelidir. Şüphesiz, Libya’da Hafter güçlerine emperyal destek artacaktır. İç cephemizde bu anlaşma Türkiye’nin MEB ilanı konusunda elini güçlendirecek, Dışişleri Bakanlığımızın MEB ilanı konusundaki durağanlığını şüphesiz bozacaktır.
Başarılar Dönemi Devam Etmelidir. Kasım ayı içinde Doğu Akdeniz konusunda gerek Pakistan ve Ürdün’ün Akdeniz Kalkanı Harekatına dahil olması ve gerekse Libya ile MEB sınır mutabakat muhtırasının imzalanması son derece önemli ve büyük gelişmelerdir. Benzer şekilde Hükümetin  Suriye ile en yakın zamanda bir sınırlandırma anlaşması yapılması için yeni bir süreci başlatması Mavi Vatan’a en büyük katkıyı sağlayacaktır. Diğer yandan Akdeniz Kalkanı Harekatına kardeş ve dost ülkelerin davet edilmesi ve özellikle Hazar kıyıdaşı denize çıkışı olmayan Türk Cumhuriyetlerine savaş gemisi kiralanarak bu harekata davet edilmeleri teşvik edilmelidir. Bu gelişmelerin Yunanistan tarafından Haçlı-İslam kamplaşması gibi gösterilmeye çalışıldığı da bir gerçektir. Türkiye’nin laik bir cumhuriyet olduğu gerçeğinden hareketle bu tuzağa asla düşülmemelidir. Yunanistan’ın yaptığı bu çığırtkanlığa Mısır ve Filistin’in Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı blokta Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi yanında yer almasını ve söz konusu blokta İsrail’in de yer aldığı gerçeği hatırlatılmalıdır.

























21 Kasım 2019 Perşembe

Deniz Pislik Tutar mı?

Description: IMG_0131 




Deniz Pislik Tutar mı?
Deniz Harp Akademisinde ve Deniz Harp Okulunda yıllarca Deniz Gücü dersi veren çok kıymetli hocamız (E) Deniz Kurmay Albay Mert Bayat ilk derste bize ‘’Deniz Pislik Tutmaz’’ derdi. Bunu söyleme maksadı ‘’Aranıza Vatan, Bahriye ve Mustafa Kemal düşmanlarını sokmayın’’ mesajını vermekti.
Kemalizm’den Uzaklaşmak. Ancak akan yıllar içinde gördük ki, deniz pislik tutuyormuş. Bugünlere katlanarak gelen FETÖ yapılanmasını ve kan dökücü ihanetini başka türlü nasıl izah ederiz? Evet, Türkiye’yi de denize benzetirsek maalesef denizin pislik tuttuğunu söyleyebiliriz. Akıntıya, dalgalara, fırtınalara rağmen deniz pislik tutuyor.  Önce Kemalizm’den uzaklaştırıldık. Asya’ya yaslanan Kemalist jeopolitik payanda, Atatürk’ün vefatından kısa bir süre sonra kırıldı.  19 Ekim 1939 tarihinde  Ankara'da Türk-İngiliz- Fransız ittifakı imzalandı. Çok değil 19 yıl önce Türkü Sevr’e mahkum eden emperyalist irade ile ittifaka gidildi. Mustafa Kemal’in ideolojik nedenlerle uzak durduğu; kırgın ve buruk ayrıldığı silah arkadaşları ya bakan, ya vekil ya da Meclis Başkanı yapıldı. Terakkiperver ve Serbest Fırkalarda denenip başarısızlıkla sonuçlanan çok partili siyaset denemeleri devrimin omurgası güçlendirilmeden; ümmet, millete; kul vatandaşa dönüşemeden; güçlü bir burjuvazi ve işçi sınıfı yaratılamadan sürüme sokuldu.  Tarihin en büyük kurtuluş savaşı ve devrimlerle şekillenen kuruluşa rağmen, insanlık idealinin en üst seviyesini temsil eden  Altı Okun her birinin içini başarıyla boşalttılar. Kemalizm’in ve Halkçılığın en büyük ülküsü toprak reformu,  Kurtuluş Savaşına destek veren ve çoğu sonradan DP kurucusu olan toprak sahipleri tarafından desteklenmedi. İlk yol ayırımını onlar inşa etti. Feodal düzen kırılamadı. Kentleşme, köylü göçü üzerinden rant ekonomisi ve kasaba demokrasisinin kaynağı oldu. Kentleşme muhafazakarlığın azalmasını ve moderniteyi tetikleyeceğine, laikliği örseleyip vicdan alanında kalması gereken İslam dinini, siyasetin göbeğine oturttu. Emperyalizm her zamanki gibi ‘’akıl mı? nakil mi?’’ kavgası içindeki İslam alemini, dogma ve hurafelere boğmak ve demokrasi içinde dinciliği yükseltmek için tüm kaynaklarını seferber etti.
Atlantikçilik ve Mustafa Kemal Düşmanlığı. Mustafa Kemal’e ait her kavramın içi boşaltıldı. 1946 sonrası Atlantik, 1952 sonrası NATO sistemine eklenen Türkiye’ye yeni bir düşman lazımdı. Sovyetler Birliği ve komünizm hedefe oturtuldu. Sol düşmanlığı ve korkusuyla Kemalizm, Atatürkçülüğe dönüştürüldü. İçi boşaltıldı. Değil Kemalist devrimi ihraç etmek, kendi halkımıza bile anlatılmadı. Cumhuriyeti kuran kadroların başındaki en büyük kurum olan ordumuzun yüksek komutası, Atlantik sisteme büyük bir Amerikan hayranlığı içinde teslim oldu. ‘’Bu kış Türkiye’ye komünizm gelecek’’ korkusuna dayalı görüşle şekillenen Türk nomenklaturası ve devlet politikası  sosyal ve kültürel dokuyu Kemalist devrim ve Atatürk karşıtı oluşumlarla doldurdu. FETÖ’nün genetik kodları Komünizmle Mücadele Derneği üzerinden maalesef devlet tarafından yaratıldı. 12 Mart ve 12 Eylül Mustafa Kemal’in ruhunu silip süpürdü. Ancak bu dokunun asıl sosu Atlantikçilikti. İran’ın kaybı ve Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgali ile gündeme gelen Brzezinski doktrini sayesinde kenar kuşakta İslamizasyon, (ancak ABD yanlısı iyi huylu İslamizm) piyasaya sürüldü. Artık Kemalizm’e son darbe vurulmalıydı. Türkiye’de Atatürkçülük jeopolitik ve milli politik boyuttan kılık kıyafet ve yaşam tarzını ilgilendiren boyuta çekilmişti. Türkiye’nin bağımsız dış politikası ya da yeni jepolitik arayışları değil, İslam’ın günlük yaşantıya müdahalesi kamuoyunda en çok tartışılan konu olmuştu.  Bu süreçte PKK terörü üzerinden ayrılıkçı etnik milliyetçilik devletin başına bela edildi. 
Atlantikçiler Doymuyor. 90’ların başında Soğuk Savaş bitti. Emperyalizm, yani batı kazanmıştı. Önce Yugoslavya parçalandı. Bosna’da Müslüman katliamı yaşandı. Zafer sarhoşluğu içinde NATO’nun genişlemesi Ukrayna ve Gürcistan’a kadar sınır tanımadan gerçekleştirildi. Rusya kuşatılmıştı. Sıra Avrasya’da Kalpgâh’a gelmişti. 11 Eylül 2001 olayları tarihi fırsatı sağladı. Afganistan işgalini, Irak işgali izledi. Artık, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da  haritalar değiştirilecekti. Hem enerji ve kritik hammadde kaynakları kontrol altına alınmalı; hem Çin’in yükselişi engellenmeli hem de İsrail’in güvenliği sağlanmalıydı. Ama en önemlisi kenar kuşak konsolide edilmeliydi.  
Yeniden Şekillendirilme Gayretleri. İşte bu aşamada 2002 yılından itibaren Türkiye, yeniden şekillendirildi. 2008 sonrası  FETÖ üzerinden Türk ordusu ve donanması teslim alındı. Kumpas davalar sonucu kenar kuşağın en önemli askeri gücünün komuta yapısı  bir gecede hapishanelere gönderildi. Ancak başta Denizciler, Vatan Partisi ve TGB ile gerçek Kemalist vatanseverler olmak üzere, Türkiye direndi. 2014 yılından itibaren son Türk devletini  kaybetme riski ile karşı karşıya kalan iktidar, rota değiştirdi. Bu rota değişikliğine tarihimizin en karanlık ve en acımasız hıyanet şebekesi ve yabancı istihbarat ajansı FETÖ, ateşle cevap verdi. 15 Temmuz 2016’da Atlantik sistemi arkasına alarak halka saldırdılar.
FETÖ Muharebeyi kaybetti. Ancak savaş devam ediyor. 16 Temmuz 2016 sonrası Atlantik’ten Avrasya’ya rota değiştiren ve Mustafa Kemal jeopolitiğine geri dönmek zorunda kalan bir Türkiye var. Bu günlük siyasetin değil, zamanı gelmiş bir uyanışın ve hayatta kalma güdüsünün jeopolitik refleksidir. Ancak aynı refleks FETÖ ile mücadelede tam anlamıyla görülemiyor. Tahliyeler; bazı FETÖ iltisaklı siyasilerin 15 Temmuz gerçeklerine aykırı demeçleri; Muhalefetin FETÖ ile mücadele bir yana FETÖ mensuplarına kucak açan eylem ve söylemleri; FETÖ’nün üst siyasi yapılanmasına şu ana kadar soruşturma açılmaması; FETÖMETRE’nin kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanmaması; Akademi ve medya dünyasında FETÖ ile mücadelenin yetersizliği; FETÖ kaçaklarına kucak açan Almanya, ABD, Yunanistan gibi ülkelere suçluların iadesinin reddi başta olmak üzere ciddi karşı tedbir alınmaması, başta şehit ve gazi aileleri olmak üzere sağ - sol ayrımı yapılmaksızın gerçek vatanseverleri derinden yaralamaktadır. Asya Yüzyılının ve Türkiye’nin Asya yönelişinin başladığı bir dönemde asıl amacı Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika coğrafyasında CIA destekli Atlantik siyasetinin öncülüğü, tetikçiliği ve infaz işçiliğini yapan bir örgütün anavatanımızda tekrardan moral, güç ve taban kazanmasına izin verilemez. Tarih sadece akıllı devletler için tekrar etmez. Deniz, artık Türkiye’de pislik tutmamalıdır.


12 Kasım 2019 Salı

Atatürk, MİLGEM ve Atmaca Güdümlü Mermisi

Description: IMG_0131 




Atatürk, MİLGEM ve  Atmaca Güdümlü Mermisi
Yarbay Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları esnasında bir yabancı gazeteciye şu beyanatı veriyordu: “... Deniz Kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı kara kuvvetlerini çekinmeden getirebilecek bir Deniz Kuvvetine karşı hiçbir zaman savunamayız.” Haklıydı. Konuşmasından kısa bir süre önce, 12 Nisan 1915 günü saat 10 sıralarında Conkbayırı’nda 57’nci Piyade Alayına ‘’Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum’’ demişti. Zira karşısında, istilacı kuvvetini Akdeniz ve Ege Denizlerini aşarak, çekinmeden Gelibolu Yarımadasına getiren bir armada vardı. Donanmasızlığın ne olduğunu en iyi bilen komutandı. Osmanlı, bu gücü denizde durduramamıştı.
Denizgücü Teorisyeni: Atatürk. Ana savaş lojistiği, Karadeniz’de Rusya üzerinden ve denizden gelen büyük bir Kurtuluş Savaşı sonunda yeni Cumhuriyeti kurduğunda ana vatanın denizcileşmesi ve bu süreçte savunmasının denizde en uzaktan,  başlatılması gereğini ve gerçeğini çok acı tecrübeler yaşayarak öğrenmiş bulunuyordu. TCG Hamidiye Kruvazörü ile 1924 yılında yaptığı Karadeniz gezisinde geminin jurnaline yazdığı aşağıdaki cümleler, Cumhuriyetin denizlere yönelişinin ayrılmaz parçası olan strateji ve kuvvet oluşturma süreçlerinin bina edileceği, teorik alt yapıyı oluşturuyordu. “Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devletinin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve Kaadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir.”  Atatürk, aynı seyahatte gemi komutanına “Dış̧ pazarlardan satın alınan gemilerle donanma yapılamadığını siz de biliyorsunuz...Evvela çekirdek bir donanma tedarik etmekle yetinip, deniz sanayi ve ticaretimizi geliştirmeliyiz. Bundan sonra memleket sanayiinden fışkıracak donanmayı yapmak da kolay olacaktır”, diyordu.1 Kasım 1937 günü de, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden beşinci dönem açılış konuşmasında da aşağıdaki sözleri söylüyor, bir nevi vefatından tam bir yıl önce denizcileşme ülküsünü millet iradesinin temsil edildiği yerde Cumhuriyete ve millete haykırıyordu: ‘’Toprakların üç bir yanı  deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudret ve yeteneğinin hududu çizer... Denizciliği Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.”   
82 yıl sonra gelen görkemli başarı. Gelelim bugünlere. Önce 27 Eylül 2011 tarihinde ilk MİLGEM Ada sınıfı korvet TCG Heybeliada % 70 yerlilik oranı ile donanmaya teslim edildi. Henüz ana silahı olan uzun menzilli gemiye karşı güdümlü mermileri milli değildi. ABD yapımı Harpoon mermileri yüklüydü. Ateş gücü de milli olmalıydı. Ve oldu. 3 Kasım 2019 Pazar sabahı, Türk Donanma Tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisi yaşandı. Karadeniz’de yapılan test atışında Türk denizci ve mühendislerinin geliştirdiği ATMACA Gemiye Karşı Milli Güdümlü Mermi, su üstü hedefini başarıyla imha etti. 250 km menzile sahip, ateşle ve unut tipi bir güdümlü mermi olan Atmaca, 1970’lerden bu yana tüm fırkateyn, hücumbot ve bazı denizaltılarımızda bulunan ana silah, ABD Yapımı Harpoon’dan çok daha fazla yeteneğe sahip.
Bağımsız Harekat Yetenek Artışı. Harpoon mermisini ABD’nin karıştırabileceği ve istemediği durumlarda müdahale edebileceği gerçeğini göz önüne alırsak, Atmaca’nın bağımsız hareket yeteneği ile egemenliğimize ne kadar büyük katkı sağlayacağı unutulmamalıdır. Artık, Türk deniz gücü, uzun menzilden su üstü hedeflerine angajman yeteneğinde, Harpoon mermilerine olan bağımlılıktan kurtulmuştur. Atmaca’nın başarılması, Anadolu kıyılarının yaklaşık 250 km.si, yani mavi vatan içine girerek ya da yaklaşarak,  risk veya tehdit oluşturacak suüstü unsurlarının imha edilmesi, kıyılarımıza yaklaştırılmaması demektir. Atmaca, ‘’Savunma Denizden Başlar’’ doktrininin ulusal güce dayanarak başarılması demektir. İlk denemenin Milli Gemi (MİLGEM) Ada sınıfı korvet projesinin 4. gemisi TCG Kınalıada’da icra edilmesi son derece dikkat çekicidir. Dünyaya, dosta düşmana, çok büyük bir mesajdır. 21. Yüzyılda Türk denizcileşmesinin, Mavi Vatan egemenliğinin büyük bir manifestosudur.
Büyük Gurur Yaşıyoruz. Duyduğumuz gurur ve sevinci bu satırlarda ifade etmek mümkün değildir. Gerek MİLGEM gerekse Atmaca projelerinin en büyük itici gücü 20.Deniz Kuvvetleri Komutanı merhum Oramiral Özden Örnek’i rahmet ve minnetle anıyorum. Ayrıca projenin ana yüklenicisi Roketsan ve destekleyici firmalar ile Deniz Kuvvetleri Araştırma Merkezi (ARMERKOM)’un mevcut ve geçmişteki mühendislerini yürekten kutluyorum. Türk milletine ve mavi vatana çok büyük bir armağan sundular.  Bu aşamadan sonra beklentimiz denizaltılarımızdan ateşlenecek Atmaca güdümlü mermileri ile milli torpido Akya ve Gezgin (cruise) füzesinin en kısa zamanda aynı başarı ile denenmesi ve donanma envanterimize katılmasıdır.
Atatürk’e En Büyük Armağan. 2019 yılının 10 Kasım törenlerinde, Mustafa Kemal Atatürk’ü bu başarı ile anmaktan daha görkemli ne olabilir. Atam, artık Mavi Vatanı kendi barutumuz, kendi silahımız, kendi gemimiz ile koruyabiliyoruz. Ana vatanda  artık hiç bir komutan, senin  12 Nisan 1915 tarihinde Conkbayırı’nda 57. Alaya vermek zorunda kaldığın emri vermek durumunda kalmayacak. Sadece Türkiye değil, Türk dünyasına bugünleri gösterdiğin için sana şükrediyrouz. Senin önderliğinle kurtuluş, kuruluş ve devrimler sağlanmasıydı bugünün nesilleri bu büyük gurur ve mutluluğu yaşayamayacaktı.
Atam dediğin gibi, ‘’Toprakların üç bir yanı  deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudret ve yeteneğinin hududu çizer...’’ Söz veriyoruz kudret ve yeteneğimizin sınırlarını şartlar ne olursa olsun zorlayacağız.
Aziz hatıran önünde tazim ve takdir ile eğiliyorum.