17 Eylül 2019 Salı

Yunanistan’da Akıl Galip Gelir mi?

Description: IMG_0131 




Yunanistan’da Akıl Galip Gelir mi?

Kıbrıs’ta Çözüm Süreci adı altında geçen hafta BM Genel Sekreter Özel Temsilcisi Jane Lute liderliğinde yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Bu durum KKTC’yi federasyon modeli altında eritmeye çalışan Rum kesimi ile Yunanistan’ı ve bir o kadar KKTC ve Türkiye’deki AB ve Atlantik muhiplerini üzdü. Ancak koşullar çok hızlı değişiyor. Bu değişim 96 yaşını kutlamaya az zaman  kalan Türkiye Cumhuriyeti devletinin sadece ekonomik ve demografik büyümesinden değil, küresel jeopolitik şartların da bir sonucu. Soğuk Savaş sonrası ve özellikle 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden sonra yeni rota çizen Türkiye Cumhuriyetinin çok kutuplu jeopolitik Atlas’ta tarihinin ve geleceğinin gücü paralelinde kendini konumlandırmasının bir sonucu. Türkiye’nin Atlantik baskılarına rağmen jeopolitik kaderini elinde tuttuğunun en somut göstergeleri arasında şüphesiz Doğu Akdeniz siyaseti  öne çıkıyor. Bu siyasetin içinde Suriye ve Irak’taki stratejik ve operatif seviyedeki askeri harekatlarımız (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Pençe) ile KKTC’deki askeri varlığımız ve geleceği önemli yer tutuyor.
Yunanistan ve GKRY Zorda. Türkiye’nin iç siyasetindeki kutuplaşmalara; Yunan ve Rum ikilisinin AB, ABD ve Doğu Akdeniz sahildarlarını Türkiye aleyhinde konumlandırmasına rağmen Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan Doğu Akdeniz’de kaybetmenin paniğini yaşıyor. Her gün yazılan makaleler, gazete yorumları, televizyon haber programlarında ve sosyal medyada bu panik ve zayıflığın tetiklediği iklimi görebiliyoruz. Büyük çoğunluk Helenizm’in sisli hülyaları arasında sanal bir alemde yaşamaya devam ediyor. Helenizm onlar için sihirli bir kelime. Onu kullandıkları anda her sorun çözülüyor. Ortodoks kilisesinden bile güçlü bir etki yaratıyor. Helenizm’in kamu diplomasisindeki iki kardeşi Megali İdea ve Enosis  medyada açık şekilde geçmese de toplumsal şuur altında yerlerini koruyor. Bizdeki Yeni Osmanlıcılık (Neo Ottomanism) hayallerine kapılanlar gibi onların da farklı dünyalarda yaşayan kitleleri var. Güney Kıbrıs’ta şu ana kadar bir kaç istisna dışında akılla hareket eden pek görmedim.
Yunanistan’ın Akilleri. GKRY’yi geçelim, Yunanistan’da aklı selim sahibi düşünce insanı hiç yok mu? Var tabi. Geçen hafta içinde ‘’Efimerida ton Sintakton’’ isimli gazetede "Türkiye'nin savaş tehdidi ve ekonomik gelişme" başlıklı bir makale yayınlandı. Editör şöyle yazmış: "Ülkemizin genel olarak ekonomide geri kalmasındaki önemli sebeplerden biri yüksek orandaki borcumuzdur, aynı zamanda dünya çapında yaşanabilecek yeni bir durgunluk dalgası ülkemizin krizden yeni çıkmaya başlayan ekonomisini büyük zarar verecektir...Fakat bu sorunun bir de görünmeyen ve çok daha etkili bir boyutu var. Bu da Türkiye'nin özellikle Doğu Akdeniz'le bağlantılı olarak sürekli bölgede gerginlik çıkartan ve ülkemizi savaşla tehdit eden tavrıdır. Türkiye ile Yunanistan arasında sıcak bir olay yaşanması ihtimali genel olarak Kardak gibi adacıklarda yaşanabilecek bir olaya bağlanmaktadır. Fakat olayın arkasında çok daha büyük bir mantık vardır. Türkler bölgede bir jeopolitik güç olarak ortaya çıkmaktadır ve bu kapsamda sadece küçük bölgeleri değil, geniş bölgeleri kapsayacak şekilde sınırların değiştirilmesini talep etmektedirler...Yunan adalarına deniz yetki alanları tanımayı reddederek, deniz hukuku sözleşmesini imzalamamalarının arkasında yatan sebep de tam olarak budur. Türkler sadece sınırlarını genişletmeyi değil, Doğu Akdeniz'de enerji oyunundan pay almayı da istemektedirler...Türklerin stratejisi şimdiye kadar ekonomik güç ile desteklenmiştir. Ayrıca Türklerin savunma Sanayi’ndeki gelişmeleri bu gücün arkasındaki itici unsur olmuştur. Türkler, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının değerini çok iyi bilmekte, bu kapsamda stratejik olarak bakışlarını bölgeye çevirmektedirler... Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanabilecek sıcak bir olay, sınırlı kalmayacak, muhtemelen genel bir savaşa dönüşecek ve her iki ülke de bundan acı çekecektir. Ama Yunanistan'ın daha fazla etkileneceği kesindir. Bu konuda iki ülke arasındaki farklara bakmak önemli ipuçları verir. Tabii ki Türkiye'nin nüfusunun Yunanistan'ın yedi buçuk katı olması, bunun yanında ekonomik olarak Türkiye'nin silahlanmaya ayırdığı pay dikkate alındığında Türkiye'nin Yunanistan'dan birkaç kat ilerde olduğu görülmektedir...Türklerle yaşanabilecek bir savaşta müttefiklerimize ne kadar güvenebiliriz. Avrupa Türkleri kınamaktadır ama unutmayın ki Avrupa'nın birleşik bir ordusu yoktur. ABD de Türk Yunan ilişkilerinde açık bir tavır almaktan kaçınmaktadır...Bu durum Savunma Bakanı Apostolakis’in Türklerle yaşanacak bir çatışmada neden tek başımıza kalacağımızı söylediğini açıklamaya yeterlidir. Türkiye ile yaşanabilecek bir savaş durumunda, Yunanistan için çok büyük kayıplar olacaktır. Birinci öncelikle hareket alanına yakınlığı nedeniyle Doğu Ege Adaları elimizden çıkacaktır, aynı zamanda Batı Trakya'daki Türk azınlık nedeniyle bu bölge kaydedilebilir. Tabii ki aynı zamanda bütün Kıbrıs'ın kaybedilme riski de vardır. Bunun yanı sıra Yunanistan hem yaşlanan bir nüfusa sahiptir, hem de bir ekonomik krizden yeni çıkmaya çalışmaktadır. Böyle bir savaşın Yunanistan üzerindeki yıkıcı etkisi herkesi derinden sarsacaktır. Bu kapsamda Yunanistan'daki devlet yetkililerinin yapması gereken aşırı Türk talepleri ile başa çıkmak için kışkırtmamak ve Türklerle bir uzlaşma yolu bulmaktır... Bu yüzden Türklerin aşırı taleplerinin soğukkanlılıkla dengelenmesi gerekmektedir."  Benzer şekilde geçen hafta içinde Yunanistan’da Liberal isimli sitede yayınlanan (E) Amiral Dimitris Çaylas, "Türkiye'nin savaşmadan Zafer kazanma çabaları" başlıklı makalesinde aynı endişeye değiniyor: ‘’NATO ve AB'nin Yunanistan’a desteğinin sınırlı olacağı düşünülmeli...’’ 1960’tan beri, Türk-Yunan Konfederasyonu fikrinin teorisyeni Ünlü Yunan Türkolog Ordinaryüs Profesör Dimitri Kitsikis de bir televizyon mülakatında (https://www.youtube.com/watch?v=yzkv0ByLOR8) şöyle diyor:
‘’Türkiye söz konusu olduğunda büyük bir hata yaptığımızı anlamadıkça sorunlarımızın çözüm şansı yok. Aslında biz değil, batılılar 1821’de bu küçük devleti kurmak için bizi tuzağa düşürdüler...1923’te biz 7 milyon nüfusa sahipken Türklerin 11 milyon nüfusu vardı. Bugün bizim 11 milyon olduğumuzu ve Türkiye’nin 81 milyon olduğunu milyonlarca kez söyledim. Yani ne olmasını bekliyorsunuz ? İşe yaramaz, tamamen çökmüş durumdayız geri savaşabilecek durumda mıyız?’
Yunanistan’a Hatırlatmalar. Komşumuza  bir kere daha belirtelim. Türkiye, Yunanistan ile savaş istemez. Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını yaşayan ve gelecek nesiller için korumak istiyor. Kıta sahanlığından münhasır ekonomik bölgeye; Egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş Kardak benzeri ada adacık ve kayalıklardan karasuları genişliğine; silahsızlandırılma koşuluyla egemenliği Yunanistan’a devredilmiş adalardan hava sahası sınırlarına kadar geniş bir yelpazede bu sorunları çözmek istiyor. Atatürk - Venizelos döneminde olduğu gibi Yunanistan’ın Türkiye haklarına saygı göstereceği günler gelene kadar, Türkiye ulusal gücün her unsurunu kullanarak haklarını koruyacaktır. Bu süreçte Yunanistan’ın Helenizm, Megali İdea ve Enosis gibi ayağı yere basmayan hülyalardan arınması ve Türkiye gerçekleri ile küresel jeopolitiğin  yeni şartlarının oluştuğunun farkına varması gerekir. Kısacası aklın galip gelmesi gerekir. Türkiye Ege ve Doğu Akdeniz’de boğazının sıkılmasına razı gelmez. Unutulmamalıdır ki, bu Türkiye’ye sadece tarihinin yüklediği bir görev değildir. 21. Yüzyıl Jeopolitiği ve denizcileşme hedefine ısrarla yürüyen Türkiye Cumhuriyetinin olmazsa olmazıdır. Bu süreçte, Türkiye’nin değil, Yunanistan’ın Türkiye ile dost olmayı öğrenmesi gerekir. Biz o işi 96 yıl önce bitirdik.
Atatürk’ü Hatırlayın. Cumhuriyetin Onuncu Yıldönümü kutlanırken (29 Ekim 1933), Yunan Başbakanı Venizelos ilk defa Türkiye'yi ziyaret ediyordu. Türk Ocağı salonlarında verilen baloda meraklı Amerikan gazetecileri Büyük Atamızın etrafını sarıp sormuşlardı: "Ekselans, İstiklal Savaşına başlarken, Yunanistan'ın muntazam ordularına karşı sizin kuvvet denecek bir birliğiniz yoktu. Yunanlıları nasıl yendiniz?" Atatürk de tereddütsüz cevap vermişti: "Orası hiç de önemli değil. Bir şeyler öğrenmek istiyorsanız, Yunanlılarla nasıl dost olduğumu araştırınız."





10 Eylül 2019 Salı

Vatana İhanet Demokratik Hak mıdır?

Description: IMG_0131 




Vatana İhanet Demokratik Hak mıdır?

İster demokratik, ister anti demokratik olsun, dünyada hemen hemen her devletin ilan edilmiş ya da edilmemiş yaşamsal çıkarları  vardır. Bu çıkarlar genelde jeopolitik eksenlidir. Gelecek kuşakların hak ve çıkarlarını koruma ve geliştirmeye odaklıdır. Jeopolitik hak ve çıkarlar ise siyaset üstüdür. Bunlara erişim o günün koşullarında mümkün olmasa bile uzakta parlayan bir yıldız gibi yaşayan kuşaklara ve devlet ile millet adına yönetme yetki ve sorumluğu verilen hükümetlere rota çizerler. Misak-ı Milli; Kafkas Seddini Yıkılması; Sathı Müdafaa Doktrini; Ordulara Akdeniz Direktifi; Dersim’in Tunceli Yapılması; Boğazların ve Hatay’ın Geri Alınması; Balkan Antantı; Sadabat Paktı; Mustafa Kemal jeopolitiğinin göz alıcı örnekleridir.
Türkiye’nin Jeopolitik Hataları. Türkiye’de bu genel kuralın dışına çıkıldığı dönemler olmadı mı? Oldu. Özellikle NATO üyeliği sonrası Atlantik emperyalizminin kontrol ve komutasında gelişen Türk devlet aygıtı, zaman zaman çok ciddi hatalar yaptı. Örnekler verelim. Türk topraklarında nükleer Jüpiter füzelerinin yerleştirilmesi; NATO deniz sorumluluk alanlarının dağıtımında sadece Karadeniz bölgesine razı olunması; Silahsız statüde egemenliği Yunanistan’a devredilen adaların silahlandırılmasına kayıtsız kalınması; 1963 yılında yaşanan Kanlı Noel olana kadar Akdeniz ve Ege’nin öncelik almaması;1980 sonrası üretim ekonomisinin terk edilerek neoliberal   sisteme teslimiyet; Aynı dönemde Evren Hükümetinin Yunanistan’ın NATO’ya dönmesine karşılıksız izin vermesi; Türkiye’nin Brzezinski doktrini paralelinde yeşil kuşağa ve İslamizasyona terk edilmesi; F tipi ABD destekli yapılanmaya  pek çok hükümetin izin vermesi; AB üyesi olmadan  Gümrük Birliğine Girilmesi; Çekiç Güce izin verilmesi; 2002 sonrası Amerikan askerlerinin Türk topraklarında üs kurmalarına izin veren Şubat tezkeresinin geçmesi; ABD ve AB destekli FETÖ orkestrasyonunda Kumpas Davalar sürecine destek verilmesi; Ege’de egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş  ada, adacık ve kayalıklarda Türk egemenliğinin tesisi için gerekli devlet uygulamalarının hukuki ve diplomatik alanlarda hayata geçirilmemesi; Güneydoğuda Açılım Süreci; KKTC’de Annan Planına Destek; Kürecik’te X Bant Radar üssü kurulması; Libya’ya müdahale kararı; Suriye’de Esad’dan Esed’e Dönüşüm Politikası gibi jeopolitik sonuçlu hatalar maalesef tarihimizin kara kaplısında  kötü sicilli yerlerini aldılar.
Jeopolitik Doğrularımız. Diğer taraftan doğru kararlar alınmadı mı? Çok sayıda doğrular da var. Kıbrıs Barış Harekatı; Ege’de Kıta Sahanlığı, Kara suları, Hava Sahası ve Kardak Krizlerinin Yönetilmesi; Karadeniz’de Montreux Rejimi ruhu altında uygulanan deniz güvenlik girişimleri; Akdeniz Kalkanı Harekatı; Irak ve Suriye’ye yönelik Çelik, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Pençe Harekatları gibi örnekler mevcut.
Sorumluları kim? Söz konusu jeopolitik hatalar sandık demokrasisi ile iktidara gelen ancak pek çoğu milli çıkarlar yerine hegemonya çıkarlarına göre hareket eden, vatan sevgisi olmayan yetkili ve sorumlu kurum ve kişiler tarafından yapıldı. Bazıları yolunu şaşırdı ve FETÖ denilen Türklerin tarihinin en aşağılık yapılanmasının hegemonya güdümlü etki ajanları ve militan teröristleri olarak ABD çıkarları için sadece kumpas kurmakla kalmadı halka ateş açtı.
KKTC’de Sadakatsizlik Örnekleri. Bugün benzer hataların ve vatana sadakatsizliğin en uç örneklerini Yavru Vatan KKTC’de üzülerek görüyoruz. KKTC, dünya demokrasi gelişmişliği endeksi içinde üst  ligde yer alıyor. Ancak vatana ve jeopolitik çıkarlara sadakat liginde dibe vurmuş durumdalar. KKTC’de öyle gazeteler ve televizyon istasyonları var ki, Türkiye’ye, Kıbrıs Türklüğüne ve genelde Türklüğe küfür etmek serbest. 2004 yılındaki Annan Planı referandumu rezaletinden sonra KKTC içindeki Türklük düşmanları utanç içinde, başları öne eğik dolaşmak yerine 2020 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine çok daha küstah ve saldırgan hazırlanıyorlar. Öyle siyasetçiler var ki Türk kimliği olmayan birleşik Kıbrıs’ı savunur durumdalar. Rumları ve vahşetlerini aklamak için 1960 birlikteliğini bozan tarafın neredeyse Türkler olduğunu iddia edecek kadar aymazlık içindeler. Örnek ve güç aldıkları liderlerin sicili o kadar bozuk ki. 1993 yılında Eğitim Bakanı olan eski Cumhurbaşkanı CTP’li Mehmet Ali Talat bakanlığının ilk icraatı olarak Türklerin katledildiği ve şehit verilen Magosa Alasya İlkokulunu müze yapmak yerine yıktırmıştı. Şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da Ledra Palas giriş kapısına yurtsever gazeteci Sabahattin İsmail tarafından yerleştirilen Rum barbarlığını ve vahşetini yansıtan daimi fotoğraf sergisini kaldırttı. KKTC’de sendikaların ve sol partilerin ve gazetelerin önemli bir kısmı Rumları aklayıcı çaba içindeler. Maraş’ın iskana açılması kararına karşı çıkan; Enosis gözlüğü ile Akritasçı, İfestos’çu Rumların histerik çıkarlarını barış gazeteciliği adı altında savunan, on yıllarca ezilen ve aşağılanan akrabalarını yok sayan, adadaki Türkleri ve Türklüğü savunan, mücahitlere katil muamelesi yapan  gazeteciler mi ararsınız; Yoksa Başpiskopos Hrisistomos’un Türkleri aşağılayan sözlerini hazmeden devlet adamlarını mı? Geçen Ocak ayı içinde KKTC’de seferberlik emrine uymamayı ve vatan savunmasını reddetmeyi teşvik eden vicdani ret yasa tasarısının o dönem hükümeti tarafından KKTC meclisine getirilme skandalını yazarken ben utanıyorum.
Sadakatsizliğin Dayanılmaz Hafifliği. Ancak son haftada sadece KKTC’ye değil anavatana da sadakatsizliğin en üst perde örneklerini yaşadık. KKTC gazeteleri Cumhurbaşkanı Akıncı’nın 2017 Temmuzunda Cras Montana’da yapılan görüşmelerde Karpas ve Maraş dahil pek çok stratejik alanın Rumlara bırakıldığı haritayı, kendi iradesi ile BM yetkilileri dışında Rum tarafına da verdiği ortaya çıktı. Haritanın  hükümet,  muhalefet ve de mecliste görüşülmediğini ekleyelim. BM Genel Sekreter temsilcisi Bayan Jane Lute ile Akıncı geçen hafta içinde defalarca görüştü. Anastasisadis de görüştü. Ancak arada bir fark var. Rum lider her görüşme sonrası Akıncının tam aksine siyasi parti liderlerini bilgilendirdi. Anastasiadis karşısında rakip bir devlet lideri olarak değil, kendi müttefiki olarak gördüğü Akıncı’nın varlığından güç alsa gerek, New York görüşmelerini şarta bağlıyor: Türkiye’nin sondaj faaliyetlerini durdurması ve Maraş kararının geri alınması. Başpiskopos Hrisostomos da hızını alamıyor: ‘’Çözümde, Türkiye’nin müdahale hakkının olmaması gerekir. Ada, Türk askerinden ve yerleşiklerden kurtarılmalıdır. Türkiyesiz bir Kıbrıs istiyoruz.’’ Küstahlığın ve densizliğin boyutunu düşünemiyorum. Türkiye’den 100 bin km kare deniz alanı çalınıyor ve KKTC üzerinden Türkiye’ye şart koşuluyor. Görünen o ki Rumların kendilerine güveni yetenekleri ile ters orantılı. Bu ters orantılı güç sendromunu onlara sunan kim? Anastasiadis karşısında sadece kendini değil anavatan ve yavru vatan yurtseverlerinin küçük düşmesine neden olanlar kim? Neden KKTC’de vatana ihanet seviyesine yükselen Türk ve Türkiye karşıtlığı karşısında tedbir alınmaz? Akıncı'nın Federasyonda kabul ettiği koşulların, KKTC'yi ortadan kaldırmasına, kısacası vatansız ve bayraksız bırakmasına karşı yurtseverler neden tedbir almaz? Vatana İhanet Demokratik Hak mıdır?
Sampson’un Vasiyeti. Darbeci Nikos Sampson anılarında şunları söylüyordu: ‘’...Sonra Türklerin birbirine düşman olması gerek. Onları sağcı ve solcu diye böleceksiniz. Kuzey Kıbrıs’ta herkes birbiriyle kavgalı olmalı. Kıbrıs’taki Türk  komünistleri destekleyeceksiniz. Komünistler Denktaş’a karşı en tutarlı muhalefeti yapacaklardır. Hem Türkiye, hem Kuzey Kıbrıs içinden parçalanmalı. Biz neden ilk raundu kaybettik? Çünkü sağcı solcu diye parçalanmıştık ve birbirimizi yiyorduk. Türkler bu ayrışmamızdan faydalanıp adaya çıktı. Şimdi bunun tersi olmalı. Türkler birbirinin boğazına sarılmış iken, geçmişten ders alıp bütünleşen bizler, onları adadan süpürüp atmalıyız... Ermeniler bir yandan, PKK bir yandan Türkiye’yi hep vurmalı...’’(Yaşar Aksoy, “Kıbrıs Direnişi ve Çözüm”, İzmir: Etki Yayınevi, Ocak 2015, s. 38.) Türk katili Sampson ‘un düşlerini gerçekleştirmeye izin mi vereceğiz? KKTC’de en büyük partilerden olan CTP’nin Rum kardeş partisi Komünist AKEL Partisi ile ortak gösteriler düzenlemesini hayatın normal akışı olarak mı göreceğiz? Hayır.
Yeni Koşullar Oluşmaktadır. KKTC’de ulusal çıkar odaklı yeni jeopolitik evrenin koşulları vatan duygusunu kaybeden kesimlerin varlığına rağmen artık oluşmuştur. Bu koşullar tarihin yaratıcılığı kadar çöken kenar kuşak ve yükselen Asya yüzyılının dayattığı koşullardır. Rumların ve vatansız Türklerin sırtını dayadığı Batı emperyalizmi çöküyor. Yeni jeopolitik evrede Türkiye’nin jeopolitik çıkarları siyasi şizofreni içindeki emperyalizm uşağı bir avuç Türk düşmanı tetikçiye  bırakılamayacak kadar hayatidir. Sadece KKTC’nin değil Mavi Vatan ve Ana Vatanın kaderini etkileyecek hatalar zincirine ve ikinci bir Annan Planı rezaletine izin verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki son karar daima siyasi coğrafyanındır. Anadolu yarımadası güneyden kuşatılmayı reddeder.




2 Eylül 2019 Pazartesi

Demir İpek Yolu (Orta Koridor) : Doğuya Açılan Yeni Nefes Borumuz

Description: IMG_0131 




Demir İpek Yolu (Orta Koridor) : Doğuya Açılan Yeni Nefes Borumuz

12 Ağustos 2019’da Türkmenistan’da ilk kez Hazar Ekonomik Forumu toplandı. Bu toplantıya Rus Başbakanı Medvedev’in Avrasya içi bütünleşmeye büyük katkı sağlayacak  Karadeniz - Hazar Denizi bağlantı vizyonu damga vurdu. Ülkemiz bu toplantıda Türkmenistan Büyükelçimiz ve TOBB Başkanı ile temsil edildi. Hazar Ekonomik Forumu geçen sene sahildarlar arasında imzalanan Hazar Denizinin Hukuki Statüsü Sözleşmesinin birinci yıldönümünde toplandı. Denizin birleştiriciliğini bir iç deniz olan Hazar Denizinde bir kez daha gözlemliyoruz. Bu kapsamda yakın zamanda Hazar havzasında KEİ benzeri bir oluşuma gidilmesi sürpriz olmayacaktır.
Hazar Havzası ve Orta Koridor. Hazar Denizi, Türkiye’nin jeopolitiği ve jeoekonomisi açılarından son derece önemli bir havza. 30 Ekim 2017 tarihinde hizmete giren Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı ile Hazar Denizi artık Türkiye ile doğrudan bağlantılı stratejik bir alana dönüşmüştür. Hazar böylece Türkiye’nin de ortakları arasında olduğu Çin’in Kuşak ve Yol (KvY-BRI) girişimine de eklenmiştir. Hazar bağlantılı Orta Koridor ya da diğer adıyla Demir İpek Yolu, Türkiye’ye özgün bir girişim olarak  Anadolu’nun Orta Asya Devletleri ile ve ayrıca Çin’in Batı Avrasya ile bağlantısını kurmayı amaçlayan intermodal bir ulaştırma sistemidir.   Üzerinde karayolu, demiryolu ve denizyolu (Hazar) bağlantısı sağlayan ulaşım seçenekleri mevcuttur.  Bu koridor, Hazar Denizinin batısında Bakü’ye erişip oradan  deniz yolu ortamı üzerinden kuzey doğu kıyısında  Kazakistan’ın Aktau’daki Kuryk Limanına veya güneydoğu kıyısındaki Türkmenistan’ın Türkmenbaşı Limanına erişmektedir. Bu hatlar daha sonra Kazakistan-Özbekistan-Kırgızistan; ya da Türkmenistan- Özbekistan-Tacikistan karayolu güzergâhını takip ederek Çin’e erişim sağlamaktadır. Söz konusu  koridor Çin’in yanı sıra Afganistan, Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Kazakistan gibi denize çıkışı olamayan pek çoğu akrabamız olan ülkeleri, en kısa yoldan Karadeniz ve Akdeniz ile buluşturan bir ulaşım olanağı sunmaktadır. Gelecekte Özbekistan Kırgızistan ve Çin demiryolu projesine eklendiğinde  topyekun demiryolu çevrimi halen pasif durumdaki Merkezi Asya İpek Yolunu canlandıracaktır.
Türkiye’nin Yeni Nefes Borusu. Bu yeni yol, trans-Avrasya yolu olarak Çin’in KvY kapsamında geliştirdiği ana arterlere bağlandığında AB, Türk, Rus ve Çin ekonomileri küresel sistemin yeni ağırlık merkezi olarak Asya’da yepyeni bir çekim  merkezi yaratacaktır.  Orta Koridor, Türkiye’nin doğuya açılan yeni nefes borusudur. Zira tarihte ilk kez Anadolu, demir yolu ve deniz yolu (Hazar) bağlantısı ile Orta Asya’ya doğrudan bağlanmaktadır. En önemlisi Orta Koridor, Avrupa ile Asya arasında bir ticaret yolu olarak KvY girişiminin mevcut kara koridorlarından daha hızlı ve ekonomik çözümler sunmaktadır. Diğer kara/tren yolu koridorlarından daha kısa, iklim koşulları bakımından daha elverişli olan bu hat, Deniz İpek Yoluna (MSR) nazaran da, ulaşım süresini 15 gün kısaltmaktadır. Orta Koridor, halen Kars-Mersin demir yolu üzerinden Akdeniz’e erişmiştir. Bu hat üzerinde taşınan yük miktarı her geçen gün artış göstermektedir. Gelecekte tarihimizin en büyük Türk - Çin ortak projesi olan Kars - Edirne hızlı tren hattı ve bağlantı yolları tamamlandığında Çin’den gelen yüklerin kısa sürede demiryolu ile Trakya üzerinden Avrupa varış noktalarına; Ya da Filyos Limanı üzerinden  Karadeniz kıyıdaşlarına; Tamamlandığı takdirde Çandarlı üzerinden de Akdeniz limanlarına erişim mümkün olacaktır.
Yeni Jeopolitik Manevra Alanı Halen Arktik İpek Yolu, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), Çin-Myanmar Koridoru, ASEAN İpek Yolu ve Trans-Sibirya demiryolu Asya’da devrimsel ticaret rotaları yaratmıştır. Orta Koridor, Çin kalpgâhını en kısa yoldan Batı Asya ile birleştirecek rota olarak bu rotalara eklenmiştir. Karasal tüm bu rotaların ABD Donanmasının Pasifik sularında Çin deniz ticaret ulaştırmasına gerek konvansiyonel, gerek hibrid savaşlar yolu ile engel olma durumunda değişik seçenekler sunacağı açıktır. ABD’nin denizdeki üstünlüğü Çin’e yönelik deniz ticaretini Çin donanmasının müdahale yeteneği dışında uzak denizlerden önleyebilir. Ancak karadaki değişik rotaları engellemesi o kadar kolay değildir. Bu amaçla hükümet darbeleri ya da iç savaşlar çıkarma dışında ABD’nin seçeneği yoktur. Bu çerçevede aynı avantaj Türkiye için de geçerlidir. Türkiye İtalyan ve Balkan Savaşlarından itibaren 1920’ye kadar Akdeniz’de ve Ege’de maruz kaldığı ablukayı ancak Karadeniz’de Köstence üzerinden idame ettiği deniz yolu ile aşmıştı. Doğudaki Kafkas seddi ve deniz ablukası da Mustafa Kemal’in dehasıyla Türk - Rus stratejik işbirliği sonucu 1920 sonrası aşıldı. Lojistik destek alt yapı olmadığından kara üzerinden değil, denizden gelmişti.
100 Yıl Sonra Asya ile Tekrar Buluşma. O nedenle 100 yıl sonra Türkiye’nin BTK demiryolu ve Bakü üzerinden deniz yolu ile Türkmenistan ve Kazakistan limanlarına ve onun ötesinde Orta Asya’daki akrabalarımıza bağlanması devrimsel niteliktedir. Bu noktada Hazar Denizindeki deniz köprüsünün önemi ortaya çıkmaktadır. Zira KvY ile BTK’yı birleştiren Hazar Denizidir. Türkiye gerek BTK gerekse KvY ve Çin ile ilişkilerini geliştirerek aslında Orta Asya’da Türk cumhuriyetlerine bir adım daha yaklaşmıştır. Sosyo kültürel köprü, demir ve deniz yolu le güçlenmiştir. Diğer taraftan Orta Koridor kapsamında yürütülen, Afganistan – Türkmenistan – Azerbaycan – Gürcistan ve Türkiye arasında transit taşımacılık koridoru (Lapis Lazuli) projesi ile, Afganistan-Türkmenistan-Hazar Denizi-Azerbaycan-Gürcistan arasında Karadeniz’deki limanlar kullanılarak Avrupa’ya kadar uzanan bir transit koridoru oluşturulması hedeflenmektedir. Bu koridor Güney Asya, Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar ve Avrupa'yı birbirine bağlayacak. Ürünlerin nakliye zamanı ve maliyetlerini  azaltacaktır.
Asya’da Açılan Yeni Kapılar. Yüzyıllardır karaya hapsolmuş Batı Asya, Orta Koridor,  Avrasya Ekonomik Birliği, Kuşak ve Yol ile Hazar rotaları üzerinden Akdeniz ve Karadeniz’e erişiyor. Tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünya sistemine evrilen yeni dünyamızda Orta Koridor ve KvY girişiminin halkımıza sunduğunu fırsatlar anlatılmalıdır. Tarihte ilk kez Orta Asya’da köklerimizin olduğu topraklarla hızlı ve yüksek kapasiteli ulaştırma çevrimiyle bütünleşme olanağı çıkmıştır. Unutulmamalıdır ki, bugün Ankara’dan doğuya yönelen birisi, Orta Koridor ve KvY rotaları boyunca her eksende Türkçeye rastlayarak Pasifik kıyılarına varabilmektedir. Aynı durum çok daha kısa rota olmasına rağmen batıya Atlantik Okyanusu kıyılarına yönelen biri için geçerli değildir. Orta Koridor halen Türkiye’nin ana ticari ortakları arasındaki Çin ile ekonomik ilişkilerimizi artırmayacak, aynı zamanda Orta Asya’da Türk Çin ortaklığı ile pek çok akraba ülkede gerek Orta Koridor gerekse KvY boyunca yeni yatırımları teşvik edecektir. Cumhurbaşkanının Temmuz ayındaki Çin ziyareti bu kapsamda çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Ziyaret sırasında Çin’in Türkiye konusunda en hassas olduğu Sincan Uygur konusundaki hassasiyetine binaen Türkiye’nin  ‘’Tek Çin politikasını destekliyoruz’’ deklarasyonu son derece önemli olmuştur. Dilerim devlet aklı,  Atlantik eroinmanlarının Çin karşıtlığı kışkırtmalarına alet olmaz ve kendi ayağımıza kurşun sıkılmasına izin vermez.