27 Mart 2016 Pazar

Suriyeli Göçmenin Ege Sorunlarına Etkisi






 Suriyeli Göçmenin Ege Sorunlarına Etkisi
Ege Denizi son iki yüzyılda  pek çok göç gördü. Avrupalı devletler ve Çarlık Rusya’sının desteği ile Yunanistan 1830 yılında  Osmanlı İmparatorluğundan bağımsızlığını kazanınca Mora bölgesindeki Türkler kuzeye ve doğuya kaçtılar. Aksi takdirde yaşama hakları yoktu. 1909’da Girit’in, 1911 İtalyan Harbinde 12 Adaların, Balkan Harbinde Ege Adalarının kaybı Anadolu’ya hayatını kurtarmak ve yeni hayat kurmak isteyen onbinlerce Türkün deniz üzerinden geçişlerini gerekli kıldı. Zira deniz yolundan başka kurtuluş seçeneği yoktu. Ege’de bu geçiler sırasında atalarımız büyük trajediler yaşadı. Boğulanlar, salgın hastalıklarda ölenler  her ailenin belleğinde derin yaralar açtı.
Daha sonraki yıllarda farklı göçler yaşandı. Küçük Asya macerası ile emperyalizmin kucağına oturan Yunanistan, 26 Ağustos 1922 de Mustafa Kemalin şamarını yiyince deniz yolu ile İzmir’den kaçmak zorunda kaldı. Bu kaçışa Yunan istila ordusuna yardım ve yataklık eden Anadolu Rumları da katıldı. Diğer bir göç dalgası Lozan sonrası yürürlüğe koyulan mübadeleler sırasında çift taraflı yaşandı. İkinci Dünya Savaşında gerek İtalyan ve Alman istilaları gerekse savaş sonrası iç savaşta Ege Denizi yine trajik göçlere şahit oldu.
Ege’de Göçleri Başlatan Emperyalizmdir. Soğuk Savaş boyunca Ege’de deniz göçleri yaşanmadı. 21’nci yüzyıl başında  önce Afganistan ve daha sonra Irak, Libya ve Suriye müdahaleleri ile ABD önderliğindeki Avrupa Atlantik emperyalizmi Ege göçlerini yeniden hareketlendirdi. Şimdi büyük pişkinlikle, bu göçlerin sorumluları kendileri değilmiş gibi Türkiye gibi transit konumdaki bir ülkeye dayatmalarda bulunabiliyorlar.
NATO ve AB Çıkarlarımızı Yok Sayıyor. En kötüsü Libya’da normal işleyen bir ülkenin darmadağın edilmesinin bir numaralı sorumlusu olan NATO, kalkıp Ege Denizinde Türkiye’den Avrupa’ya geçmeye çalışan Suriyelileri durdurmak için Dışişlerimizin ve Genelkurmayımızın  onayı ile görev alabiliyor. Yunanistan’la neredeyse jeopolitik kan davasına dönüşen Ege sorunlarına NATO’nun doğrudan taraf olmasının yolunu açacak bu girişime nasıl onay verildiğini anlamakta sadece zorluk çekmiyorum, üzüntü duyuyorum. Madem Ege Denizinde NATO’yu ön bahçemizin içine soktuk, o zaman AB ile geri kabul antlaşmasını neden imzaladık. Bir ülke sürekli kaybeden tarafta nasıl olabilir? Kaldı ki AB ile varılan antlaşmaya Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) şimdiden muhalefet ediyor. Zira antlaşma, Türkiye kıyıları üzerinden Yunan adalarına ulaşan Suriyeli göçmenlerin Türkiye’ye iadesini, bunun karşılığında da Türkiye’nin geri aldığı  her bir Suriyeli göçmen için AB ülkelerinin de Türkiye’de mülteci konumundaki kayıtlı Suriyelilerden bir kişiye kapılarını açmasını gerektiriyor. Böylece dünya tarihinde pazarlıkla göçmen kabulünün ilk örneği yaşanıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Mülteci Hakları Direktörü Bill Frelick, “Mülteciler bir pazarlık unsuru olarak kullanılmamalı. AB’nin mülteci sığınma sistemi, hatta Avrupa değerleri risk altında" diyor. Kısacası insanlık tarihi kadar eski iltica hakkı Avrupa baskısı altında yeniden şekilleniyor.
 AB ile Geri Kabul Antlaşması Zorlamadır. Türkiye, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi sınırlama şartı ile taraftır. Bu kapsamda Türkiye sadece Avrupa Konseyi ülkelerinden gelenlere mülteci statüsü verebilir. Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerden gelen kişilere “geçici koruma/sığınma” statüsü verilebildiğinden emperyalizmin sürüklediği Arap ve Afrika asıllı mülteciler bu statüdedir. Yani bireysel iltica başvurusu yapamazlar. En zoru ise zaten kendi topraklarımızdaki mültecilerin tam kaydını bile tutamazken Yunanistan ve diğer AB ülkelerinden gelenleri nasıl kontrol edeceğiz?
Geri Kabul ve Ege’de Deniz Sınırları. Tam bu karmaşanın ortasında Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos’a kulak verelim.  Bakan, geçen hafta ABD’de  AIPAC (Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi)  yıllık konferansına katıldı ve konuşma yaptı. Daha sonra bir gazetecinin Avrupa Birliği ve Türkiye’nin göç sorununa yönelik kararına ilişkin görüşlerini sorması üzerine şu açıklamayı yaptı:
 ‘’NATO’nun hazırladığı ve imzalanmış olmasına karşın uygulanmayan anlaşmanın artık Türkiye tarafından kabul edilmiş olmasından büyük bir mutluluk duymaktayım. Sözleşmenin Avrupa Birliği çerçevesinde yeniden onaylanması Yunanistan açısından son derece önemli bir gelişmedir... AB ülkelerinin 2008 yılında, Avrupa sınırlarını net olarak Yunanistan sınırlarında belirleyen göç sözleşmesini imzaladığını hatırlatmak isterim.’’
Rogers Planı kadar zarar verir. Ege’de Türkiye ve Yunanistan arasında akdedilmiş deniz sınırlarını belirleyen bir anlaşma yoktur. Yunanistan’ın tek taraflı İlan ettiği sınırlar vardır. Bakan AB’nin bu sınırları kabul ettiğini söylüyor ve NATO’ya da mesaj veriyor. Türkiye de AB ile yaptığı antlaşmalarla ve NATO’yu Ege’ye sokmakla bu sınırları zımnen kabul etmiş duruma düşüyor. 12 Eylül döneminde Ege’de hayati çıkarlarımızı kaybettiğimiz ‘’Rogers Planının’’ kabulünden sonra  Türkiye Ege’de tekraren ciddi çıkar kayıplarına uğruyor.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder